banner23

Günün Sözü: “Akrabalarının Sevmediği İnsanı Kimse Sevmez.'' PLAUTUS

DÜDÜKLÜ TENCERE…

Senin adamın benim adamım!

Bu durum her devirde geçerlidir… Herkesin kendine göre bir adamı var ve herkes kendi adamına göre işlerini yürütüyor güya…Politikada, iş hayatının içinde, toplum arasında, “ Senin adamın, benim adamım…” ayrımı ve tasnifi oldukça toplumsal birlik ve beraberlik de bundan he zaman zarar görecektir…

Dünya son olaylarla çalkalanırken, bizim Türkiye olarak her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğine ihtiyacımız vardır…Bu da “Senden-benden”, “Senin adamın-benim adamım” ayrımcılığından ve yanlışlığından  sıyrılmamızla mümkündür…

Vergi cennetiyiz, ancak…

Kamu hizmetlerine harcanmak üzere devletin, yerel yönetimlerin yasalara göre doğrudan doğruya ya da kimi maddelerin, hizmetlerin fiyatları üstüne ekleyerek dolaylı yoldan yurttaşlardan topladığı paraya “vergi” denilmektedir. Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında, vergi yükünde sondan altıncı sırada yer alıyor. Ancak, vergi uzmanlarına göre,Türkiye’de vergi yükü bakımından oranda değil, yükün dağılımında problem yaşanıyor. KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin milli gelire oranı, OECD ortalamasının üzerinde.  Maliye Bakanlığı, mevcut tablonun değişmesi için yıllardır çalışmalar yapıyor, ancak vergi kalemi açısından dünya sıralamamız devam ediyor. Türkiye’de Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi dolaylı vergilerin milli gelire oranı, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamasının üzerinde seyrediyor. Dolaylı da olsa, dolaysız veri de olsa durum bu…

Vergilerin çeşitleri bulunmaktadır: Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Damga Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi, Emlak Vergisi.

Vergi olmadan kalkınmak elbette olmaz, zengin olandan daha çok , fakir olandan gelirine göre daha hakkaniyetli tutarda vergilendirme sosyal devlet açısından da önemlidir…Ancak…

Bence daha çok çergi kalemlerini artırmak yerine artık kayıtdışı ekonomi zapturapt  altına alınsa daha iyi olur ve memleketimiz  kaçan vergiyi güvence altına alsa daha da kalkınırız diye düşünüyorum…

Halk otobüslerine emniyet kemeri konulmalı!

Her zaman dile getiriyorum. Bir çoğunu tenzih ediyorum aralarında çok dikkatli ve yolcuya çok iyi davranan kaptanlar var, ancak bazı halk otobüslerinde bir yerinizi incitmemeniz için  her oturağa aslında birer tane emniyet kemeri konulmalı…

Hadi gençler şoförlerin ani reflekslerine atik davranabilirler, ancak yolcuların arasında yaşlısı var, sakatı var, bebesi var..

O yüzden ya kaptanlarımız otobüsü şöyle orkestrasını yöneten orkestra şefi gibi hassas kullanacak, ya da emniyet kemeri şart söyleyeyim…

KALP KIRMAYA DEĞMEZ...

Dünyanın en büyük yanlışlığı insanların birbirlerinin kalplerini kırmalarıdır.

Her zaman yazarım!

Hiç değmez...

Söylenen acı söz bir ok gibi acıtır kanatır yürekleri çünkü!

Kim olursa olsun hiç kimse birbirinin kalbini sakın kırmasın!

kırılan kalbin tamiri biraz zor oluyor o yüzden söylenecek sözler önceden tartılıp öyle söylenmeli...

Mezarlıklara gidince bakın!

Ne insanlar yatıyor buralarda...

Bir zamanlar onların da yakınları, sevdikleri ve hayalleri vardı...

Ama oralarda şimdi derin bir sessizlik var sadece...

hayatta iken sevdiklerinize sarılınız, onlarla çokça zaman geçirmeye bakınız!

Yoksa yarın bu kadar zamanı bulamaz insan!

Objektife takılanlar:

ONLAR ARTIK EFSANE…

70’li yıllarda ortaya çıkan  bu klasik otomobili kim bilmez? Artık 50 yıla yani yarım asra dayanan bir geçmişleri var Baba Murat 124’lerin… Serçe serileri çıktıktan sonra üretimine son verilen bu model otomobiller artık antika ve klasik  sınıfına girdi ki, şimdi pek çok tutkunu var bu araçların! Onlar artık efsane olmuş durumda…Sahipleri de şanslı…

Bir fıkra:

Buzdolabı

2 adam öldükten sonra sorgu için sıra beklerken birbirleri ile sohbet etmeye başlamışlar. Adamlar da öldükleri halleri ile geldikleri için diğeri donmuş bir vaziyette sıra bekleyen adama sormuş. “Sen neden öldün dağcı filan mıydın?” Diğeri iç çekerek “hayır buzdolabında uzun süre kaldığım için dondum. Detaylarını sorma. Öteki adam de hemen anlatmaya başlamış.

Bende işten her zamankinden daha erken eve döndüm karımdan şüpheleniyordum. Eve girer girmez evi talan etmeye başladım. Tüm odalara, dolaplara, hatta mutfak dolaplarına bile baktım hiçbir yerde bulamadım adamı. Ama karımın hareketleri beni şüphelendirmişti. Çatıya çıkmış olabileceğini düşünerek bende çatıya çıktım. O sırada ayağım kaydı çatıdan aşağıya düştüm. Kırılmadık kemiğim kalmadı ve sonuç burası. Diğer adam dayanamamış. İşte buzdolabına baksaydın şuan ne senin kemiklerin kırılmış olurdu ne ben orada soğuktan donardım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.