MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, Terörsüz Türkiye sürecini ilk ilan ettiği günden itibaren neye uğradığını şaşırmış, nasıl hareket etmesi gerektiğini bilmeyen, tedirgin kamuoyunda ki tartışmalara göre yön tayin eden bir Ana muhalefet partisi CHP izliyoruz.
Her fırsat’ta, ‘’Türkiye’nin birinci partisiyiz’’ söylemlerini dillendirip, milletten iktidar talep eden, Türkiye ye dair hiçbir fikri olmayan bir partiden, CHP’den söz ediyoruz..
Tüm politikalarını Ak parti nerde duruyorsa karşısında pozisyon almaya ayarlamış bir partiden bahsediyoruz.
Hatırlayın, günlerce Terörsüz Türkiye sürecini yönetecek meclis komisyonuna üye verip vermemeyi tartıştılar, gelen tepkilerden korkup yanlış pozisyon aldıklarını farkettiler, bu süreç başarılı olursa siyasi rantını Ak parti yer, biz de burada olmalıyız bile dediler.
Recep Tayyip Erdoğan bizi sürecin dışına itmeye çalışıyor, bu oyunu bozalım diyerek komisyona katıldılar. Düşünsenize; bu parti ülkenin en büyük sorunlarından birinin Kürt sorunu olduğunu söylemiyor muydu? Bahsettikleri soruna dair hiç mi çözüm önerileri yoktu, çok mu hazırlıksız yakalandılar?
Süreç işleyip, PKK’nın silah bırakma kararı alması ve devamında sürecin hızlandırılması için Komisyon üyelerinin İmralı ya, Bölücü başını ziyaret etme fikri ortaya çıkınca CHP yönetimi iyice çuvalladı, günlerce gitmenin ve gitmemenin siyasi getirisini ve bedellerini tartıştılar. Yine kamuoyundan gelen taleplere bakarak bir karar verdiler, İmralı'ya gitmenin doğru olmadığını siyasi bedeli olabileceğini düşünerek gitmeme kararı aldılar.
CHP yine eski hastalığına yakalanmış, Ak parti nerde duruyorsa karşısında olma içgüdüsüne kapıldılar.
Bura da açıkça belirtelim, kimse CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararını eleştiremez, eleştirmemeli, kararın eleştirilebilecek tek tarafı konuya dair fikir ve öneri üretemeyip Ak Parti’nin karşısında yer alma içgüdüsü olmalı. Hoş İmralı ile telekonferans ile görüşelim gibi sığ bir öneri getirmediler değil. Oysa, Ziyaretin sembolik bir ziyaret olduğunu, kamuoyuna, özellikle Kürt halkına sürece verilen önemin gösterilmesi olduğunu ıskaladılar.
CHP siyaset üretemiyor, CHP’nin Türkiye ye dair, ülke sorunlarına dair bir fikri yok, fikri olması da bu yapı ve yönetim tarzı ile mümkün gözükmüyor.
Nasıl olabilsin, Türkiye’nin birinci partisiyiz diyen bir parti, gecesini gündüzüne katmış, tek bir noktaya odaklanmış, gece gündüz bunu çalışıyor, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını içeriden çıkarabilmek, çıkaramazsa da bu konuyu köpürterek, bir rüzgar yaratıp seçmenini arkasında tutabilme telaşesi var.
Bu rüzgarı diri tutup olası bir erken genel seçimde hazırlıksız yakalanma korkusu var.
Allah korusun, böyle bir partinin olası bir erken seçimde iktidar olması durumun da, CHP’li belediyeler şehirleri nasıl geri götürdüyse, bunlar da ülkeyi kat be kat geri götürür, bu ülke krizler ülkesine döner.
Çünkü Ülke’ye dair fikirleri yok, projeleri yok, milletin dertlerinde haberleri yok, Projesi olmayan, bu ülkeye dair söyleyecek sözü olmayan bir partinin iktidarından Allah korusun.
CHP’nin siyaset alanı, Ekrem İmamoğlu ve suç örgütü soruşturmalarının yürütüldüğü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve CHP genel merkezi arasına sıkışıp kalmıştır.
Bu aralıktan Türkiye ye ve sorunlarına dair çözüm önerileri çıkması mümkün gözükmüyor.
CHP’nin enerjisini tüketen tek handikap bu değil elbette, Parti içinde ki şaibeli kurultay mevzusu Mahkemelerin erteleme kararları ile rafa kalkmış gibi dursa da, biraz olsun nefes almalarını sağladı, mahkeme günleri yaklaştıkça yeniden raftan inecektir.
Aylardır, Hem kurultay hem de İmamoğlu konusunda neden suskun diye eleştirilerin odağındaki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu bir video mesaj yayınlayarak adeta yönetime ültimatom verdi.
Kılıçdaroğlu, İmamoğlu davasını kast ederek, bu yükü taşıyamayız, parti bu yolsuzluk ve hırsızlık soruşturmalarından bir an evvel ‘aklanarak kurtulmalıdır’ dedi, Terörsüz Türkiye süreci içinde CHP’nin çözüm üretmekten uzak olduğunu, pasif kaldığına işaret ederek, süreci yönlendiren parti olmalıydı dedi.
Siyaseti biraz bilip yorumlayabilen birisi, Kılıçdaroğlu’nun artık kenarda beklemediği ve dipdiri biçimde meşale elinde yola çıktığını görür.
Tahminim şudur; Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve suç örgütü yargılamaları başladığında suçlamalar ve kanıtlar kamuoyunda daha ciddi tartışıldığı ve görünür olduğu süreçte gaza basacak gibi duruyor. Bu süreç öncesi olası kurultay da aday olup olmayacağı belli değil.
Sonuç olarak beklenen olası erken genel seçimlerde, bu yapıda ve bu halde ki bir partide kim siyaset yapmak ister, kimler bu ateşten gömleği giyer? Mevcut İmamoğlu güdümünde ki kişilerden başka aklı başında kim CHP’de siyaset yapmak isteyecek?
İşte bu gerçekleri de göz önüne aldığımız da, Kılıçdaroğlu’nun yaktığı meşaleyi doğru okumak lazım, böyle bir yapının başına Kılıçdaroğlu geçmek ister mi? Mesul olmadığını düşündüğü bu krizleri yönetmek ister mi?
Bana kalırsa bu meşale CHP’yi ele geçirmekten ziyade, yeni bir CHP kurma meşalesi olduğudur.
Çünkü CHP fikren ve fiziki olarak zaten 2’ye bölünmüş durumda, Kılıçdaroğlu partiyi ele geçirse bugün partinin yarısı muhalefet edecek oy vermeyecek. Adama etmedikleri küfür hakaret ve itham kalmadı.
Yeni bir parti kurup yola devam etmek çok daha akıllıca, kolay ve karlı gözüküyor.
Velhasıl, 2025’in kopyası yeni bir yıl 20026 geliyor..
Sağlıklı huzurlu bir hafta dilerim.
Medya Muhtarı