banner48

Hayvanlara bakışımız biraz garip, insanoğlu olarak… Onlar hakkında kararımızı tam olarak
verememişiz sanırım. Hayatımızda ne ifade ediyor bu varlıklar emin değiliz gibi…
Bir gösteriş aracı olmuş hayvanlar. Hayvanlarla ilgili günlerde ve ortamlarda kucağımızda
daha doğrusu koltuğumuz altında bir köpek taşıyoruz, çanta yerine. Ama onlar çanta değildir
ki… Hayvancağız koşmak, zıplamak ister. Ama hayvanca istekleri çantalaştırılmıştır onun…
Ömrü bir çanta vazifesi görmekle geçecektir.
Şanslı sayılan hayvanlarla devam edelim. Şanslı sayılırlar çünkü bir varsılın hayatındadırlar.
Öyle düşünürüz. Meşhurların ya da sosyete olarak tabir edilen şahısların hayvanları…
Hayvancağızlar gayet bakımlı ve temizler. Kuaförden çıkmıyorlar. Tüyleri şekilden şekile
sokuluyor zavallıların. Hayvanlıklarından, doğal hallerinden eser kalmıyor zavallıcıkların. Bir
doğallık katliamı gibi…
Arkadaşları sokakta koşarken kendisi camdan bakmak zorunda kalan köpeği de düşünüyorum
bazen… Evde bir patisi sütte, diğeri ciğerde olan kediyi de… Acaba bu kedi ya da
hayvancıklar niçin dışarı kaçmak ve sokaktaki hemcinslerine karışmak isterler.
Yaz aşklarımız gibidir bazen de hayvan sevgimiz. Yazlığımıza ya da evimize bir hayvan
alırız. Kedi ya da köpek… Ne de güzeldir o, çocuğumuz ne kadar da mutludur. Çok da severiz
yaramazı. Ama sadece orada, tatilde severiz onu. Tatil biter ve o şirin yaramazımız
istenmeyen, orada bırakılması gereken bir fazlalık durumuna düşüverir. Hemen sokağa
bırakılır eşyalar arabaya yüklenirken. Hayvan, gerekeni yapmış, tatil boyunca ailenin
çocuğuna arkadaşlık etmiş, ona hayvan sevgisi aşılamış, eğlendirmiş ve görevini
tamamlamıştır. Ama hayvan kalbi işte, o da alışmış, bağlanmıştır aileye… Bir anlam veremez
birden sokakta kalmasına. Nerden bilsin hayvancağız ki çocuğun hayati(!) bir sınavı
olduğunu. Gözleri yaşlı, bakar giden aracın arkasından… Ama döneceklerdir onlar, öyle
sanmaktadır. Çünkü onu bırakmaları için bir sebep yoktur hayvanca düşüncesine göre. Ama
olmaz beklediği.. Giden gelmez… Gözleri yaş dolar zavallının. Umutla evin etrafında bekler.
Arkadaşı, ailesi dönmez geri… Ve sokakta dolaşır boşlukta, anlamlandıramadığı
düşüncelerle. Ne bilsen hayvancağız, kendisinin aslında bir eşya olduğunu.
Bir haber memleketimizin güneyi Adana’dan. Gazetede okudum. Bir zamanlar yaygın olarak
kullanılan ve halen az da olsa kullanılmaya devam eden at arabaları. Havayı kirletmez, fazla
enerji tüketmez… Ekonomiktir de… Bu arabalardan biriyle ilgili bir haberdi. Bir arabacının
atı, çalışma sırasında dayanamıyor ve düşüyor yere. Can çekişiyor. Kalkmayınca veteriner
çağrılıyor ve hayvanın artık kurtarılamayacağı, iş göremeyeceği anlaşılıyor. Ata bir tekme
atan sahibi hayvanın uyutulmasını istiyor ve iğne yapılıyor hayvana. İğne sonrası at, acılarıyla
çırpınırken yıllarca hizmet ettiği sahibinin davranışı da tam insanca. Hayvanın kafasına
olabildiğince basıyor çabuk ölmesi için, yılların hizmetinin teşekkürü olarak…
İnsan olarak değişik hayvan manzaralarından bahsettik. Hayvana bakışımızdan, onların
hayatımızdaki yerinden… Faydacılık var, süs eşyası olarak görme var. Bir şey eksik bu
sayfada… Onları bir canlı olarak görememek… İnsanlık…
Ama onlar da bir canlı… Özgürce yaşama hakları var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Şahbaz 2021-06-15 18:26:39

Abdullah bey yine güzel bir yazıya imza atmış. Dünya hepimizin tebrikler