Sosyologlara Görev Vermek Bir Tercih Değil, Zorunluluktur

Duru Medya Grubu Haber24, Nefes Gazetesi ve Haber41’in Genel Yayın Yönetmeni, radyo ve televizyon programcısı olan Uğur Gencer’in köşe yazısı.” Sosyologlara Görev Vermek Bir Tercih Değil, Zorunluluktur”

Bir toplumun gücü yalnızca ekonomisiyle, teknolojisiyle ya da altyapısıyla ölçülmez. Asıl güç; o toplumun kendini ne kadar doğru anlayabildiğinde gizlidir. Tam da bu noktada en kritik soru ortaya çıkar: Toplumu kim okuyacak?

Bugün eğitimden sağlığa, güvenlikten şehirleşmeye kadar pek çok alanda karşılaştığımız sorunların önemli bir kısmı, yanlış anlaşılmış ya da hiç analiz edilmemiş toplumsal dinamiklerden kaynaklanıyor. Oysa bu sorunları çözmek için yetişmiş bir meslek grubu var: sosyologlar.

Sosyologlar, bireyin ötesine bakar. Aileyi, mahalleyi, sınıfsal farklılıkları, kültürel yapıyı ve sosyal ilişkileri birlikte değerlendirir. Bir sorunun görünen yüzüyle yetinmez; kökenine inmeye çalışır. Çünkü bilir ki kalıcı çözüm, doğru teşhisle başlar.

Ancak Türkiye’de sosyologlar uzun süredir ciddi bir çelişkinin içinde bırakılıyor. Bir yandan “toplumu anlamanın” önemi vurgulanıyor, diğer yandan bu işi yapacak uzmanlara yeterli görev alanı açılmıyor. Üniversitelerde kadro sınırlı, kamu kurumlarında ise meslek tanımı belirsiz. Bu durum sadece sosyologların değil, doğrudan toplumun kaybıdır.

Özellikle eğitim alanı bu eksikliğin en somut hissedildiği yerdir. Okullarda yaşanan sorunlar yalnızca bireysel değil; derin bir toplumsal arka plana sahiptir. Akran zorbalığı, devamsızlık, uyum problemleri, yoksulluk kaynaklı eşitsizlikler… Bunlar ancak sosyolojik bir bakışla doğru şekilde analiz edilebilir.

Bu nedenle sosyologlara görev verilmesi bir “istihdam meselesi” değil, bir toplumsal ihtiyaç meselesidir.

Atılması gereken adımlar nettir:

Sosyologlar için kamu kurumlarında açık ve tanımlı kadrolar oluşturulmalı.

Okullarda “okul sosyoloğu” uygulaması hayata geçirilmeli.

Her mahallede sosyal yapıyı analiz edecek sorumlu sosyologlar görevlendirilmeli.

Kamu politikaları hazırlanırken sosyolojik veri ve analizler sürecin merkezine alınmalıdır.

Çünkü toplumu anlamadan yapılan her plan eksik, her çözüm geçici olacaktır. Güçlü toplumlar, sorunları ortaya çıktıktan sonra değil; ortaya çıkmadan önce fark eden toplumlardır. Bu farkındalığı sağlayacak olanlar ise sahada olan, veriyi okuyan ve toplumu analiz eden sosyologlardır.

Artık mesele nettir: Sosyologlara görev verilecek mi, yoksa toplum sorunları büyüdükten sonra mı konuşulmaya devam edilecek? Çünkü gerçek şu ki; bir toplumu anlamadan onu yönetmek mümkün değildir. Sosyologları görmezden gelen bir sistem, aslında kendi sorunlarını da görmezden gelmiş olur.

Sosyologlar yalnızca sorunları tespit eden değil, çözüm süreçlerini de yönlendiren uzmanlardır. Toplumsal veriyi analiz ederek politika yapıcıların doğru kararlar almasına rehberlik ederler. Eğitimde rehber öğretmenler bireysel sorunlara odaklanırken, sosyologlar okulun ve çevrenin bütünsel yapısını değerlendirir. Sağlıkta doktorlar hastayı tedavi ederken, sosyologlar hastalığın toplumsal nedenlerini ortaya koyar. Güvenlikte polis olaylara müdahale ederken, sosyologlar suçun sosyal kökenlerini analiz eder.

Bu nedenle sosyologların sahada bulunması, yalnızca sorunların anlaşılması değil, kalıcı çözümlerin üretilmesi için de zorunludur. Sosyologlar sadece sınıflarda ve kitaplarda değil; adliyede, okulda, hastanede, cezaevinde, belediyede, fabrikada, mahallede, hatta afet bölgelerinde olmalı. Çünkü toplumun nabzı yalnızca teoride değil, sahada atar.

Kalın sağlıcakla.