Bu bir mola değil.
Bu bir yüksek irade ilanıdır.
Bir mektup değil; kader beyanıdır.
Bir ses değil; ordu narasıdır.
Kabuk bağlamış tarihî meydanlarda hakikat ve güç tek bir iradede buluşur:
Biz burada savaşacağız.
Biz burada kalacağız.
Ve bu topraklarda son nefesimize kadar duracağız.
Türkiye, tarih boyunca yalnızca savunma cephesi olmamıştır.
Savunma dediğin, sadece bir pozisyon değil:
Kazananın taarruzunu beklemektir.
Ve bugün de şu gerçektir:
Dost ve düşman fark etmeksizin herkes biliyor ki
Bu millet artık durmayacak.
Bu millet bulduğu her cephede ilerleyecek.
Kaleleri yıkacak, dengeleri bozacak, zihinleri çökertecek.
Çünkü artık bizde öyle bir damar var ki
savunma hattı çizmek onun için yalnızca ateş altında ilerlemek adına kurulan bir hazırlık safhasıdır.
Recep Tayyip Erdoğan:
O koltukta oturan sadece bir lider değildir;
O, bu milletin savaş hareket merkezidir.
Ordusu sahada ter dökerken, lideri masada kuvvet dengelerini belirler.
Bu sadece taktik değil, stratejik hâkimiyettir.
Devlet dediğin seninle,
sınır hattında, düşmanın gözüne bakarak,
“Ben buradayım” diyebilmektir.
Bu sesi duyan düşman titreşir.
Bu sesi duyan dost güvenle yürür.
Biz burada savaşacağız derken sadece kelimelerle değil, vakit kaybetmeden icraatlarla söylüyoruz bu sözü:
Saha sahadır; meydan meydan.
Toprak topraktır; kan oradadır.
Ve bu millete ihanet eden hiçbir rüzgâr;
bu milletin ufkunu gölgeleyemez.
Çünkü bu vatan çizildiğinde
sınırların dışında bırakılan hiçbir parça yoktu.
Her karış, devletin gücüyle muhafaza edildi.
Biz burada savaşacağız demek
“kararlıyız” demek değildir.
Bu, yürüyen bir yürüyüştür.
Bu, kesin sonuç için verilen sözleşmedir.
Ve bu yürüyüşteki adımlar şunlardır:
Savunmayı taarruza dönüştürmek,
Meydanı bırakmamak,
Düşmanın moralini kırmak,
Devlet mahiyetini sahada her gün tahkim etmek.
Ne diyor tarih bize?
Her çağda düşman gelip geçmiştir.
Ama Türk devleti sahada kalmıştır.
Bu söz tesadüf değildir.
Bu söz devlet aklının tezahürüdür.
Bu söz
sadece silahla değil,
stratejiyle, iradeyle, hakikatle söylenmiştir.
Ve her sahada bunu göstermeye devam edeceğiz:
Biz buradayız.
Biz hiçbir yerde teslim olmayacağız.
Ve bu topraklarda sonuna kadar duracağız.
Kardeşlerim..
Türkiye 2015'ten sonraki süreçte tek bir şeyi işletti:
Zamanı.
Ama zamanı işleten akıl, sahayı da dili de birlikte yönetti.
Bugün Türkiye’de, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi çevresinde ve HDP hattına yakın isimlerde kritik bir teknik hata var. Aynı kelimeyi tekrarlıyorlar: IŞİD.
Bu kelimeyi ağzına alan, sahayı kaybediyor.
Çünkü kelime zihni kilitler; zihin kilitlenince gerçek kaçırılır.
Şam sahasını “IŞİD” diye okuyan herkes, en basit yerden bile bakmamıştır. Ahmed el-Şara’nın geçmişine bakan biri şunu görür: Adamın hayatı, IŞİD’le savaşarak geçmiştir.
El Nusra Cephesi IŞİD’le savaşmak için kurulmuştur.
Bu, “temiz” olduğu anlamına gelmez. Ama hakikatin adresi burasıdır.
Kelimeyi yanlış koyarsan, anten yanlış ayarlanır.
İslam’la terör yan yana gelmez. Savaş vardır, ama terör başka bir şeydir.
Ve Türkiye, tam bu noktada dili düzeltti.
“Bu radikallikle olmaz. Bu bölgede birlik gerekir.”
Denildi ve Heyet Tahrir el-Şam kuruldu.
Bu bir vitrin değil; yön değişimiydi.
Sonra hızlı ilerleyen süreçte HTŞ ve 4 milyon Suriye'li mazlum İdlib’de sıkışma başladı.
Milyonlarca sivil, Hatay’ın dibinde.
Rusya uçak kaldırdı; halı bombardımanı kararı verdi.
Beşar Esad çevreledi. Güneyden sıkıştırdı.
İşte kırılma anı burada.
Hatırlayın....
Erdoğan uçağa bindi, Moskova’ya gitti.
Masada Vladimir Putin, Hasan Ruhani vardı. Yer: Soçi.
Türkiye orada şunu söyledi:
“Bunu yapamazsınız.”
Ve mutabakat imzalandı.
O mutabakat, bölgenin en zor dosyasını Türkiye’nin sırtına verdi.
Ne dedi Türkiye?
“Oradaki milyonlar teröre bulaşmayacak. Kimseye kurşun sıkmayacak. Ben garanti ediyorum.”
Bu cümle bir temenni değil, devlet riskiydi.
Zaman kazandı; evet. Ama zaman, hazırlık içindi.
O gün 12, bugün 6 olan gözlem noktaları dikildi.
Esad geri itildi.
Ama asıl hamle şuydu: hayat kurmak.
Belediyecilik, altyapı, iletişim, aydınlatma…
Çünkü savaşta geceyi aydınlatırsan, vahşeti boğarsın.
İdlib’de “Colani” olan adam, Ahmed el-Şara’ya dönüştü. Türkiye desteği ile.......
Bu dönüşüm, saha mühendisliğidir.
Sonrası sürpriz değil:
Halep → Hama → Humus → Şam.
Şimdi Rakka, Deyrizor, Haseke.
“İki güne biter” deniyorsa, bu önceden sürülen tarlanın sonucudur.
Herkes Amerika penceresinden bakıyor.
Oysa Rusya vardı—gitti.
İran vardı—gitti.
Kim kaldı?
Türkiye kaldı.
Barış Pınarı Harekâtı’nı hatırlayalım.
Amerika’ya rağmen.
Rusya’ya rağmen.
Askerlerin üzerinde uçuşlar vardı.
Bombalar düştü.
Bu operasyon “kolay” değil, kararlıydı.
Ve bugün Süleyman Şah Türbesi önünde Türkmen komutanların söylediği cümle, devletin özetidir:
“Burayı ebediyen koruyacağız. Bu bizim namus borcumuzdur.”
Bu bir slogan değil, egemenlik beyanıdır.
Halep’teki üç mahalle, Rakka–Deyrizor hattı neden “kolay” çözüldü?
Evet, Amerika PKK’nın arkasından çekildi—bu bir kolaylıktır.
Ama belirleyici olan şudur:
Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye Milli Ordusu’na bir yıldır meskûn mahal eğitimi veriyor.
Bugün görülen, bir yıllık hazırlığın vitrinidir.
Hava indirme yapıldıysa, bu tatbikat değil, kapasitedir.
Başından beri söylenen gerçek şudur:
PKK’yı Abdullah Öcalan kurdu; sonra alfabedeki harfler taktiksel kuruldu.
KCK, SDG, YPG… İsimler değişir; merkez değişmez.
Kandil’de dört elebaşı vardır.
Ve Mazlum Abdi’nin uluslararası figür olmasının nedeni Suriyeli oluşu ve Kandil bağlantısıdır.
SDG’yi feshetmek demek, tüm yapıyı feshetmek demektir.
Eğer DEM Parti sürecin devamını, Kürt’ün terör belasından kurtulmasını istiyorsa;
Kandil’in emir komutasından çıkacak.
Gençleri ölüme gönderen mekanizmaları kongreyle tasfiye edecek.
Yapar mı?
Emin değilim.
Ama bu bir tehdit değil; tarihin yönüdür.
Türkiye’nin, bölgenin ve Kürtlerin gittiği yer, açık kapı bırakmıyor.
Devlet Bahçeli’nin dediği gibi hizaya gelinir ya da tarih, gecikeni ezer.
Bu işler tweetle yürümez.
Bu işler sloganla kazanılmaz.
Bu işler zamanı işleten devlet aklıyla yapılır.
İdlib’de bomba durduysa,
Şam’da düzen yürüyorsa,
Rakka hattı çözülüyorsa,
Sebebi budur:
Tarla sürüldü. Hasat geldi.
Devletin gücünü göreceksiniz..
Sırada Irak ve Peşmergeler var.
Biz bitti demeden bitmeyecek.
Hüseyin ADALAN