Enflasyon, faiz, döviz, altın ve jeopolitik riskler aynı anda değişirken vatandaşın asıl bilmesi gereken ne?
HABER 24 | EKONOMİ
Türkiye’de vatandaşın ekonomi gündemi aslında birkaç temel sorunun etrafında dönüyor:
Param neden değer kaybediyor?
Faiz ne zaman düşecek?
Altın yükselmeye devam eder mi?
Dolar ne olacak?
Ev almak için doğru zaman ne zaman?
Borsa neden bazı dönemlerde yükselirken vatandaş para kazanamıyor?
Bu soruların her birinin tek başına cevabı varmış gibi görünse de ekonominin gerçeği çok daha karmaşık.
Çünkü artık Türkiye ekonomisini yalnızca enflasyon veya faiz üzerinden okumak yeterli değil.
Küresel enerji fiyatları, jeopolitik gelişmeler, sermaye hareketleri, döviz kuru, dış talep, büyüme ve merkez bankalarının kararları aynı anda ekonomiyi etkiliyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da küresel belirsizlik, enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon ve sermaye akımları üzerindeki risklerine dikkat çekiyor. (TCMB)
Vatandaşın cebindeki gerçek problem
Ekonominin teknik tarafında çok sayıda gösterge bulunuyor.
Ancak vatandaş açısından temel mesele son derece basit:
Gelirim fiyatlar kadar artıyor mu?
Eğer fiyatlar gelirden daha hızlı yükseliyorsa, nominal maaş artmış olsa bile gerçek satın alma gücü düşebilir.
Bu nedenle ekonomiyi yalnızca “maaşım yüzde kaç arttı?” diye değil,
“Bu maaşla geçen yıl kaç ürün alabiliyordum, bugün kaç ürün alabiliyorum?”
sorusuyla değerlendirmek gerekiyor.
Ekonominin vatandaş açısından gerçek göstergesi burada başlıyor.
Faiz düşünce her şey düzelecek mi?
Türkiye’de en çok merak edilen konulardan biri faizlerin geleceği.
Ancak faiz tek başına ekonominin bütün problemlerini çözebilecek bir düğme değil.
Faizin düşmesi;
* kredi maliyetlerini,
* yatırım kararlarını,
* konut talebini,
* şirketlerin finansmanını,
* tüketimi,
* tasarruf davranışını
etkileyebilir.
Fakat enflasyon beklentileri kontrol altında değilse düşük faiz politikası yeni fiyat baskıları oluşturabilir.
Bu nedenle asıl soru:
“Faiz kaç olacak?”
değil.
“Faiz düşerken enflasyon nasıl davranacak?”
olmalı.
Dolar mı, altın mı, mevduat mı?
Türk vatandaşının yatırım kararlarında en fazla karşılaştırdığı üç alanın başında döviz, altın ve faizli ürünler geliyor.
Ancak burada da tek bir “doğru yatırım” yok.
Çünkü yatırım aracının getirisi kadar:
risk, vade, likidite ve enflasyon karşısındaki gerçek getiri
de önem taşıyor.
Örneğin nominal olarak yüzde 30 kazanan bir yatırım, aynı dönemde fiyatlar yüzde 35 arttıysa reel olarak yatırımcıyı zenginleştirmemiş olabilir.
Bu nedenle ekonomi okuryazarlığının en önemli kurallarından biri:
Nominal getiri ile reel getiriyi birbirine karıştırmamak.
Türkiye ekonomisinin yeni riski: Belirsizlik
Önümüzdeki dönemde yalnızca Türkiye’nin kendi ekonomik kararları değil, küresel gelişmeler de önemli olacak.
Enerji fiyatlarındaki hareketlilik, bölgesel çatışmalar, küresel ticaret, ABD ve Avrupa ekonomilerindeki gelişmeler ve merkez bankalarının faiz politikaları Türkiye’nin enflasyon, kur ve büyüme görünümünü etkileyebilir. TCMB’nin son değerlendirmelerinde de enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmelerin küresel enflasyon ve para politikaları açısından önemli risk oluşturduğu belirtiliyor. (TCMB)
Bu nedenle önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin en büyük sınavlarından biri yalnızca enflasyonu düşürmek değil:
Belirsizlik altında doğru karar verebilmek.
İşte yapay zekânın ekonomideki yeni rolü
Tam bu noktada yapay zekâ ekonomide yeni bir aşamaya giriyor.
Bugüne kadar yapay zekâ denildiğinde çoğunlukla şu anlaşılıyordu:
“Geleceği tahmin eden model.”
Ancak ekonomi ve finans gibi yüksek riskli alanlarda bunun yeterli olmadığı görülüyor.
Çünkü bir model:
“Enflasyon düşecek.”
diyebilir.
Ama ekonomistin veya finans yöneticisinin asıl sorusu şudur:
Bu tahmin hangi verilere dayanıyor?
Veriler güncel mi?
Tahmin hangi varsayımlara bağlı?
Tersini gösteren veriler var mı?
Model hangi koşullarda yanılabilir?
Yanlış çıkarsa ne yapılacak?
İşte yeni nesil yapay zekâ sistemlerinin asıl fark yaratabileceği alan burası.
Türkiye’den dikkat çeken bir yaklaşım
Türkiye’de geliştirilen AICOS yaklaşımı da yapay zekânın yalnızca tahmin üretmesi yerine karar güvenilirliği üzerine yoğunlaşıyor.
Yaklaşımın temel zinciri:
Evidence → Risk → Model → Uncertainty → Falsification → Decision → Governance → Execution
şeklinde tanımlanıyor.
Buradaki kritik fikir oldukça basit:
Tahmin başka, karar başka.
Bir yapay zekâ modelinin yüzde 90 güvenle tahmin yapması, kararın yüzde 90 güvenilir olduğu anlamına gelmeyebilir.
Çünkü modelin kullandığı veri yanlış olabilir.
Veri eski olabilir.
Ekonomide olağanüstü bir gelişme yaşanmış olabilir.
Model geçmişte hiç görmediği bir durumla karşılaşmış olabilir.
Hatta farklı veriler birbirleriyle çelişiyor olabilir.
Bu durumda iyi bir sistemin yapması gereken her zaman yeni bir tahmin üretmek değildir.
Bazen en doğru cevap:
“Bilmiyorum.”
olabilir.
Ekonomide “bilmiyorum” diyebilen yapay zekâ
Yeni nesil AI governance anlayışının en önemli noktalarından biri burada ortaya çıkıyor.
Sistem;
Evidence yetersizse → REVIEW
Risk bilinmiyorsa → REVIEW
Kritik kontrol çalışmıyorsa → BLOCK
Model güvenilirliği sınırın dışındaysa → ABSTAIN
diyebilmeli.
Bu yaklaşım finans sektöründe özellikle önemli.
Çünkü yanlış bir sosyal medya tahmini ile yanlış bir kredi kararı aynı ekonomik sonucu doğurmaz.
Bir kredi kararı milyonlarca liralık risk yaratabilir.
Bir şirket yatırım kararı yüzlerce çalışanın geleceğini etkileyebilir.
Bir enerji veya emtia kararı ülkenin maliyet yapısını değiştirebilir.
Kredi riskinde asıl soru değişiyor
Bankacılıkta da benzer bir dönüşüm yaşanıyor.
Eskiden soru çoğunlukla:
“Bu müşterinin kredi skoru kaç?”
şeklindeydi.
Gelecekte soru daha kapsamlı hale gelebilir:
“Bu müşterinin riskini hangi evidence destekliyor?”
“Bu evidence ne kadar güncel?”
“Model hangi varsayımlara dayanıyor?”
“Risk hangi koşullarda değişebilir?”
“Kararın arkasında hangi politika var?”
“Bu karar altı ay sonra yeniden üretilebilir mi?”
Bu yaklaşım kredi riskini yalnızca bir model problemi olmaktan çıkarıp bir karar mühendisliği problemine dönüştürüyor.
En önemli değişim: Yapay zekâ kendi kararını sorgulayacak
AICOS’un geliştirdiği yaklaşımın dikkat çekici taraflarından biri de bu.
Sistem yalnızca:
“Benim sonucum bu.”
demek yerine;
“Bu sonuca hangi evidence ile ulaştım?”
“Beni yanlış çıkarabilecek evidence var mı?”
“Hangi varsayım bozulursa karar değişir?”
“Bu karar adversarial koşullarda hâlâ geçerli mi?”
sorularını da sistematik hale getirmeyi hedefliyor.
Bu, yapay zekânın ekonomideki rolünü önemli ölçüde değiştirebilir.
Çünkü gelecek yalnızca:
AI Prediction
değil,
AI Decision Intelligence
üzerinden şekillenebilir.
Türkiye için fırsat nerede?
Türkiye’nin önündeki fırsat yalnızca daha fazla yapay zekâ modeli kullanmak değil.
Asıl fırsat;
bankacılık, enerji, sanayi, savunma, madencilik, sigortacılık ve kamu yönetiminde güvenilir karar altyapıları oluşturmak.
Özellikle Türkiye gibi sermaye maliyetinin, döviz riskinin, enerji fiyatlarının ve jeopolitik risklerin aynı anda önemli olduğu bir ekonomide kararların yalnızca tek bir göstergeye dayanması giderek daha zor hale geliyor.
Bu nedenle geleceğin ekonomi yönetiminde:
veri + model + risk + belirsizlik + senaryo + karar
birlikte değerlendirilecek.
Özgür Demirtaş’ın yıllardır anlattığı temel gerçek
Türkiye’de ekonomi konuşulurken Prof. Dr. Özgür Demirtaş’ın geniş kitlelere ulaşmasının önemli nedenlerinden biri, karmaşık ekonomik konuları vatandaşın anlayabileceği sorulara dönüştürmesi.
Bugün ekonomi anlatımında ihtiyaç duyulan bir sonraki aşama ise bu soruların yalnızca cevaplanması değil, hangi veriye dayanarak cevaplandığının da gösterilmesi.
Yani:
“Ne olacak?”
sorusunun yanına artık:
“Bunu nereden biliyoruz?”
sorusunu koymak gerekiyor.
Ve belki de bundan sonraki en önemli soru:
“Yanılıyorsak bunu ne zaman anlayacağız?”
İşte ekonomi ile yapay zekânın kesiştiği yeni alan tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Sonuç: Geleceğin ekonomisinde en değerli şey tahmin değil, güvenilir karar olabilir
Türkiye’de vatandaş önümüzdeki dönemde yine doların, altının, faizin, enflasyonun ve konut fiyatlarının ne olacağını soracak.
Ancak ekonominin profesyonelleri için daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Belirsizlik bu kadar yüksekken doğru kararı nasıl vereceğiz?
Yapay zekânın ekonomik değeri de burada ortaya çıkabilir.
Daha büyük model.
Daha hızlı tahmin.
Daha fazla veri.
Bunların hepsi önemli.
Ama kritik kararlar söz konusu olduğunda asıl mesele:
Veriye dayalı, riskleri ölçülmüş, belirsizliği açıkça gösterilmiş, yanlışlanmaya çalışılmış ve gerektiğinde “dur” diyebilen bir karar sistemi kurabilmek.
Türkiye’nin yeni ekonomi hikâyesinde belki de asıl yarış burada başlayacak:
Kim daha iyi tahmin ediyor?
değil,
Kim daha güvenilir karar verebiliyor?