Suriye’de ve bölge de taşlar yeniden dizilirken, bölge tarihinin en kritik eşiklerinden biri aşılırken, Türkiye bu sürecin tam merkezinde yer alırken; ana muhalefetin ve muhalif çevrelerin yaşananlara dair ortaya koyabildiği tek şey, ne yazık ki rahatsızlık ve sessizliktir. Daha doğrusu, rahatsızlık vardır ama fikri bir derinlik yoktur; eleştiri vardır ama öneri yoktur; slogan vardır ama strateji yoktur. Mezhepçilik vardır ama sağduyu yoktur.
Daha 1 yıl önce Suriye de 15 yıl süren iç savaş bitirildi, bir devrim yapıldı devrim, bu devrime bile mezhepçilik üzerinden baktılar.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve muhalefetin önde gelen isimleri, Suriye’de yaşanan son gelişmelere bakıldığında, vakıf olmadıkları bir mevzu hakkında konuşmaktan özellikle kaçınmakta, kaçamadıkları yerde ise meseleyi iç politikaya, mezhepçiliğe, sulandırmaya, saptırmaya indirgemektedir.
Oysa Suriye meselesi, Türkiye için bir dış politika başlığı değil; doğrudan milli güvenlik, göç, enerji, terörle mücadele ve bölgesel denge meselesidir. Suriye meselesi dış politika da değildir. Tam da iç meselemizdir.
Muhalefetin ki, Bilgi Eksikliği mi, İsteksizlik mi? Çekememezlik mi?
Suriye’de kim kimdir, hangi yapı nerede güç kazanmıştır, ABD’nin, Rusya’nın, İran’ın, İsrail’in pozisyonu nedir, PYD/YPG hangi denklemde nasıl rol almaktadır? Bundan sonra ne olacaktır?
Bu sorulara dair muhalefetten net, tutarlı ve bütüncül tek bir çerçeve duymak mümkün değil.
Buna karşılık iktidarın attığı her adım, ister doğru ister yanlış olsun, Suriye özelinde değil, “içeride nasıl istismar edilir?” penceresinden ele alınıyor. Çünkü Suriye dosyası bilgi ister, emek ister, risk almayı gerektirir. Oysa muhalefet için daha güvenli alan, iç kamuoyunda hassasiyet oluşturan başlıklardır.
Dış Politika Başarısına Tahammülsüzlük var. Bu net..
Gerçek şu ki; Suriye sahasında Türkiye’nin etkinliğinin artması, Bölgede oyun kurucu bir aktör haline gelmesi ve bazı başlıkların iktidar lehine “başarı” olarak yazılması, muhalefeti rahatsız etmektedir.
İyi parti genel başkanı Musavvat Dervişoğlu, hiç utanmadı, ’’ İktidar Suriye’de ki gelişmeleri bir zafer olarak sunmasın’’ dedi. Evet, dedi bunu.
Oysa Yıllardır Suriye meselesi üzerinden, Mülteci meselesi üzerinden dayak yiyen bu iktidar değil miydi?
Doğal olarak ta, Ülkemiz adına oluşan pozitif durumunda meyvesini toplayamaz mıydı?
Kaldı ki toplanan meyve, Ülkemize yıllarca zarar veren, bu uğurda mücadele ederken binlerce şehit verdiğimiz terör belasının bitmesidir.
Bu rahatsızlık, çözüm üretmeye değil; başarıyı görmezden gelmeye ya da küçümsemeye dönüşmektedir.
Hatırlayalım:
Sınır ötesi operasyonlara yıllarca “maceracılık” dendi.
Güvenli bölge fikri “hayal” olarak görüldü.
Bugün gelinen noktada ise aynı alanlar, göç baskısının bittiği, geri dönüşlerin hızlandığı, terör tehdidinin önce sınırdan uzaklaştırıldığı ve şimdi de tamamen bitirildiği bölgeler haline geldi.
Peki muhalefet ne önerdi?
Alternatif bir Suriye politikası sundu mu?
“Biz olsak ne yapardık?” sorusuna kapsamlı bir cevap verdi mi?
Hayır.
İç Politikada Kolay Olanı Seçmek
Bunun yerine ne yapıldı?
Emekliler, asgari ücretliler, hayat pahalılığı gibi elbette önemli ama her konuşmada aynı kalıplarla dile getirilen başlıklar ön plana çıkarıldı. Bu konular çözüm üretmek için değil, siyasi istismar aracı olarak kullanıldı.
Bir örnek:
Suriye’de atılan bir diplomatik adım konuşulacağına, konu hemen “Bu paralar Suriyelilere gidiyor” sloganına çekilmedi mi?
Oysa sorulması gereken asıl soru şu:
Türkiye, Suriye’de etkin olmasaydı mülteci yükü, terör belası biter miydi?
Bu sorunun cevabıyla yüzleşmek istemeyenler, kolay olanı seçiyor: Tepki toplamak, duyguları kaşımak, öfkeyi diri tutmak.
Dünya Gerçeklerinden Kopuk Bir Muhalefet
Bugün dünya çok kutuplu bir yapıya evrilmişken, güç siyaseti yeniden sahneye çıkmışken, diplomasinin dili sertleşmişken; Türkiye muhalefeti hâlâ “ideal bir dünya” varsayımıyla siyaset yapmaya çalışıyor.
Ne yazık ki dünya öyle bir yer değil.
Suriye, Libya, Ukrayna, Gazze ve Dünya’nın bir çok noktası…
Hepsi şunu gösteriyor: Sahada olmayan, masada söz söyleyemiyor.
Ama ana muhalefet, sahayı da masayı da konuşmak yerine, iç politikada yankı bulacak cümlelerin peşinde.
Sonuç: Eleştiri Var, Alternatif Yok
Demokrasilerde muhalefet eleştirir; bu doğaldır.
Ama eleştiri, alternatifle anlam kazanır.
Bugün CHP ve muhalif çevrelerin Suriye dosyasında yaşadığı temel sorun şudur: Bilgi yok, Strateji yok, Öneri yok..
Ne var? Buna karşılık bolca rahatsızlık, bolca slogan ve bolca iç kamuoyu istismarı var.
Türkiye, tarihinin en karmaşık jeopolitik süreçlerinden birini yaşarken; ana muhalefetin bu süreci okuyamaması, sadece bugünün değil, yarının Türkiye’si açısından da ciddi bir zaaf olarak karşımızda durmaktadır.
Özgür Özel, Suriye Dosyasını Okudu mu mesela?
Özgür Özel’e sormak gerekiyor:
Suriye’de ne oluyor, kim kazanıyor, kim kaybediyor, Türkiye bu denklemde nerede duruyor?
Bu soruların hiçbirine kamuoyunun duyduğu net, tutarlı ve stratejik bir cevap yok. Suriye gibi son derece teknik, çok aktörlü ve sert güç unsurlarının iç içe geçtiği bir dosyada, ana muhalefet liderinin ortaya koyduğu tablo ne yazık ki genel geçer cümleler , mezhepsel, Kürt vatandaşlarımızda siyasi karşılık beklediği cümleler ve iç politikaya dönük eleştirilerden ibaret.
Ve yarım ağızla söylenen her söz de, Hırsız ve Yolsuzları kurtarmak için düzenlenen mitinglerde söyleniyor, şu çelişkiye bakar mısınız? O da ayrı bir bekaa meselesi değil mi?
Oysa ana muhalefet liderliği; sadece içerideki ekonomik sıkıntıları sıralamak değil, ülkenin dış politika vizyonuna dair alternatif bir yol haritası ortaya koyabilmeyi de gerektirir.
Sayın Özel,
Türkiye Suriye’de masadan kalkmalı mı?
Sınır ötesi varlık sonlandırılmalı mı?
PYD/YPG/PKK tehdidi nasıl yönetilmeli?
ABD ve Rusya arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Bu soruların cevaplarını duymak isterdik. Ama duyamıyoruz.
Rahatsızlık Var, Vizyon Yok
Suriye’de yaşanan her gelişmenin ardından muhalefet cephesinden yükselen ses, çözüm üreten bir muhalefetin değil; iktidarın hanesine yazılan her kazanımdan rahatsız olan bir siyasi refleksin sesi gibi geliyor. Çok acı değil mi?
İktidarın Suriye sahasında elde ettiği her diplomatik ya da askeri sonuç, “ülke adına ne kazandırdı?” sorusuyla değil; “bunu içeride nasıl bozarız?” refleksiyle karşılanıyor.
Bu, muhalefet değil; siyaseten pozisyon alamama halidir.
Çünkü Suriye’de başarı varsa, bu Türkiye’nin dir.
Başarısızlık varsa da, alternatif üretmek, öneri sunmak muhalefetin de görevidir.
Ama bugün gelinen noktada, Sayın Özel ve ekibinin Suriye konusunda yaptığı şey; başarıyı görmezden gelmek, başarısızlık iddiasını ise kanıtlamaya çalışmadan tekrar etmektir.
Muhalefet Kolay Alanı Seçiyor
Her ne kadar Suriye meselesi dış politika olmasa da, Suriye ekseninde Ortadoğu da ki gelişmeler dış politikadır.
Zor olan, dış politikayı konuşmaktır.
Bu sorunlar elbette gerçektir ve önemlidir. Ancak her dış politika başlığını bu alanlara çekmek, meseleyi çözmek değil; istismar etmektir.
Sayın Özel’in ve muhalefetin Suriye meselesinde yaptığı tam olarak budur.
Dünya yeniden şekillenirken, Türkiye sınırlarının hemen ötesinde oyun yeniden kurulurken; ana muhalefetin hâlâ iç kamuoyunda alkış alacak cümlelerle yetinmesi, Asrın yolsuzluğu denilen bir dava için yargıya güvenmeyip, yargıyı meydanlarda hedef göstererek sulandırması devlet ciddiyetiyle bağdaşmıyor, Bu millet bu ciddiyetsiz tavra ülke teslim etmez...
‘’Özlediğimiz iktidardan çok, Özlediğimiz Muhalefete kavuşmak ümidiyle.’’
İyi Haftalar..
Medya Muhtarı.