İşte bu ortamda tüm şartlar aleyhimize iken hem bürokrasi hem teknokrasi hem AK Parti hem muhalefet hem de dünyaya karşı Esad karşıtlığını devam ettirip iktisadi sosyolojik tüm sıkıntılara göğüs gerilmesini sağlayarak Esad ile görüşmeyerek Esad’ın yıkılmasını Recep Tayyip Erdoğan nerdeyse tek başına sağlamış oldu. Bu kazanımlarımız ne var ki garanti altına alınmadı henüz.

Tıpkı Netanyahu ile görüşmeyi ve rapprochementı reddederek, Hakan Fidan’ı dinlemeyerek; Gazze’ye İran’ın retorikleri dışında sahici bir çözüm getirdiği gibi Tayyip Erdoğan; Körfez başta olmak üzere Arap Birliğinin, CHP’nin Esad’ı muhatap kabul etmesini reddederek Suriye’ye huzur getirmesine de vesile olmuş oldu…

Esad'ın devrilmesi öncesinde AKP’liler, CHP’liler, Maocular, İslamcılar, Solcular, seküler milliyetçiler, ırkçılar ve liberallere yani herkese rağmen aldığınız tavırla ve Cumhuriyetçi Parti iktidarı ile Türkiye'nin tüm bu sıkıntıları atlatması neticesinde güneyimizde dost bir ülke ve halk kazandık. Bugün Golan Tepelerine sınır olduk.

Esad konusunda Erdoğan’a karşı olan bu menfi tavrı biz 2002’den beri görmekteyiz. Bilhassa 1 Mart Tezkeresinden itibaren ancak yoğunluklu olarak 15 Temmuz Darbe Teşebbüsünden sonra gördüğümüz hep bu oldu ve maalesef sanıldığının aksine bugün de bu menfi durum devam etmekte…

2008 küresel krizi sonrası iktisadi açıdan patlak veren düzendeki anomalinin siyasi sahadaki yansımaları beklenirken Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başında da idare edilebilecek; yönlendirilebilecek ve bağımsız karar alması engellenebilecek, en azından reel politikaya göre hareket etmeyecek; davranışları öngörülebilir, ehlileştirilmiş bir iktidar arzulanıyordu Türkiye’de Millet İttifakı üzerinden…

Hem pandemi dönemi hem Rusya Ukrayna Savaşı ile beraber Batı Dünyasında Stagflasyonun oluşması hem de müesses nizamın korkarak beklediği Tea Party dip dalga siyasetinden Donald Trump'ın ikinci kez başkan seçilmesine neden oldu.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başında da yönlendirilemeyen Real politiğe uygun hareket eden liberal bir çizgiden realist bir çizgiye geçmiş Tayyip Erdoğan Hükümeti Klasik Cumhuriyetçi bir Amerikan iktidarıyla aynı dönemde denk düşmüş oldu…

Bunun son örneği rahmetli Turgut Özal’la Baba Bush arasında yaşanmıştı tarihimizde geriye gidecek olursak da Dwight Eisenhower ile Celal Bayar arasındaki ilişki de buna benzetilebilir.

Tabii ki Erdoğan’ın da Birinci Donald Trump döneminde ortaya koymuş olduğu diplomatik pratik ve şahsi ilişkiler de bu kez 2008 küresel iktisadi krizinde ortaya çıkan Tea Party hareketini benimsemiş Nixon gibi Eisenhower gibi klasik cumhuriyetçi dış politikasına uygun hamleler yapmaya başladığı bir ortamda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de başında 2007 referandumu ile beraber 50+1 ile seçilen dolayısıyla devrilmesi imkansız olan halktan tam olarak meşruiyetini almış hem icracı Fransız 5.Cumhuriyeti'nde De Gaulle’ün tasarladığı gibi hem de halktan desteğini alan dolayısıyla halk teveccühünü kaybetmediği noktada bütün devleti dış politikada doğru hedefe yönlendirebilecek bir lider olarak Erdoğan görevinin başında.

Üstüne üstlük Cumhuriyetçi Parti içerisindeki bu dönüşüm aynı başkanla gerçekleşti dolayısıyla ilk döneminde yaşadığı sıkıntıların müsebbibi Mike Pompeo, Mike Pence, John Bolton gibi neconlardan ve demokratlardan sıyrılmış kendisine uzak durup da altını oymak isteyen isimlerden azade kendi kadrosunu kurabilmiş bir Trump var.

Öyle ki William Colby, Kıbrıs Barış harekâtını gerçekleştirmemizi sağlayan en önemli Cumhuriyetçi isimdi onun torunu bugün yine bizim hem Suriye'deki hem de bölgedeki hamlelerimize destek veren Elbridge Colby… Bu örnekler daha da çoğaltılabilir dolayısıyla hükûmetine tam olarak hâkim:

Amerikan Halkının da Demokrat Biden döneminden yaka silktiği kurtarıcı olarak gördüğü bir Donald Trump dönemine denk geldik.

Böylesi bir iktidarla Türkiye’nin yapılması gerekenlerden biri fettullahçı terör örgütünün ortadan kaldırılması idi zaten bize teslim edilecekti bir ihtimal teslim edilmesin diye kendi terör örgütü mensupları tarafından öldürüldü ki Trump yönetimi kendisini bize teslim edemesin…

Bir diğeri Esad'ın devrilmesiydi. Bu süreçte hem Arap birliğine tekrar Suriye'nin dahil edilmesi hem Adalet ve kalkınma Partisi içerisinden Esat'la görüşülsün diyenler hem Kürtçü isimlerin Esad’la yakınlaşması hem CHP'nin yeni genel başkanı Özgür Özel'in hem de diğer bütün kurmayların Esat'la biz görüşürüz; biz randevu alırız dediği:

Doğu Perinçek gibi klasik Avrasyacı Esatçı pozisyonları savunan siyasilerin kendi savlarını tekrarladığı bir ortamda iktidarı, muhalefeti, bürokrasisi, teknokrasisi, dış dünyadaki bütün önemli oyuncular, Arap ülkeleri, Müslüman ülkeleri, komşular herkes Esad’la artık bir raproşman yapılması gerektiğini savunurken tarihi bir hamle gerçekleştirerek sadece Erdoğan tek başına Esad'la görüşmeyi reddetti ve bu da zaferin kazanılmasında en büyük pay sahibi oldu.

Ancak bu noktadan itibaren klasik Ahmet Davutoğlu liberalizmi dediğimiz şeyin tezahürlerini görmeye başladık. Bilhassa Esad'ın devrilmesinden yani 8 Aralık 2024'ten Donald Trump'ın yemin edip imza yetkisini aldığı 20 Ocak 2025'e kadar geçen zaman zarfında Terörsüz Türkiye Sürecine hiçbir halel getirmeden birkaç gün içerisinde SDG sorunu sahada kökten çözülebilirdi.

Biz bunu sürekli söyledik ve hayat da bizi doğruladı. Rakka gibi Deyrüzzor gibi Tabka gibi tutunamayacakları yerleri işgalcilikle zorbalıkla ellerinde tutan SDG ile hiçbir şekilde mutabakat yapılmaması gerekirken 10 Mart'ta yapılan 7 maddelik mutabakatla 2025 yılı kaybedilmiş bir yıl oldu.

Donald Trump'a yapılan suikastın başarısız olması Cumhuriyetçilerin iktidarı alacağı anlamına geliyordu zaten bundan ötürü Biden yerine Harris aday olarak değiştirildi. Biden döneminde zaten Trump hangi kadrolarla çalışacağını sinyalini de veriyordu. Bu da şu demekti; içinde neoconların olmadığı demokratların olmadığı yeni bir klasik Cumhuriyetçi Amerikan yönetimi…

Bunun manası, Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık Amerika Birleşik Devletleri için Ortadoğu'da hedef olmaktan çıkıyor yerine hedefe İran konuyordu.

(NOT: “Ortadoğu Seçilmiş Hafıza İran Irak Suriye ve Türkiye denklemi” Başlıklı yazı serisi devam edecek.)